Bu metinler, birbirine değen ama aynı yöne akmayan birçok ırmağın toplandığı bir delta gibi. Gazze’nin yangınından Picasso’nun fırça darbelerine, “Bir Başkadır”ın anlam dünyasının kritize edilmesinden modern dünyada otoritenin kaybı ve “Baba” olgusunun ölümüne, utancın kıyılarından tarihin karanlık odalarına uzanan; hem siyasal hem kişisel, hem teorik hem insani bir yolculuk. Ancak yukarıda da belirttiğim gibi hepsinin nabzının ortak olarak attığı bir nokta var, o da zamanın bize sormadan üzerimize bıraktığı yükle hesaplaşma derdi. Her kitap, yazarıyla okuru arasında kurulan gizli bir sözleşmedir; kimi zaman bir itiraf, kimi zaman bir soru, bazen de sadece yüzeye çıkmak isteyen, fakat bir türlü yerini bulamayan düşüncelerin ağırlığından doğar. Bu kitabın sayfaları da tam olarak böyle bir yerden filizlendi diyebilirim. Öyle ki kitap için dağınık zamanlarda kırılgan düşüncelerin gölgesinden, iç dünyamıza çarpıp duran gürültülü bir çağın içinden, müstakim bir yörüngede akmayan, tarih ile hafızanın, siyaset ile insanın, sanat ile acının, kişisel olan ile kamusal olanın birbirine değdiği o aralıklarda yol bulmaya çalışan cümlelerin toplamıdır diyebilirim. Bir başka deyişle, bu sayfalarda saf bir teori de yok, yalnızca gündelik bir gözlem de. Daha çok, insanın kendi içinden geçerek anlamaya çalıştığı bir dünyaya tutulmuş kırık bir ayna var. Bu aynanın yansıttığı şey bazen Gazze’nin yıkıntıları ve dramı, bazen bir kibrin tedaileri, bazen bir şehrin kendine özgü hüznü, bazen de insanın kendine bile itiraf edemediği utançlarıdır. Dolayısıyla amaçladığı diğer şeylerin yanı sıra bir fark etme arayışıdır. Zira bizler çoğu zaman yaşananı fark etmeyiz, fakat yazı fark eder ve yazı zamanı yakalar.
Bu metinler, birbirine değen ama aynı yöne akmayan birçok ırmağın toplandığı bir delta gibi. Gazze’nin yangınından Picasso’nun fırça darbelerine, “Bir Başkadır”ın anlam dünyasının kritize edilmesinden modern dünyada otoritenin kaybı ve “Baba” olgusunun ölümüne, utancın kıyılarından tarihin karanlık odalarına uzanan; hem siyasal hem kişisel, hem teorik hem insani bir yolculuk. Ancak yukarıda da belirttiğim gibi hepsinin nabzının ortak olarak attığı bir nokta var, o da zamanın bize sormadan üzerimize bıraktığı yükle hesaplaşma derdi. Her kitap, yazarıyla okuru arasında kurulan gizli bir sözleşmedir; kimi zaman bir itiraf, kimi zaman bir soru, bazen de sadece yüzeye çıkmak isteyen, fakat bir türlü yerini bulamayan düşüncelerin ağırlığından doğar. Bu kitabın sayfaları da tam olarak böyle bir yerden filizlendi diyebilirim. Öyle ki kitap için dağınık zamanlarda kırılgan düşüncelerin gölgesinden, iç dünyamıza çarpıp duran gürültülü bir çağın içinden, müstakim bir yörüngede akmayan, tarih ile hafızanın, siyaset ile insanın, sanat ile acının, kişisel olan ile kamusal olanın birbirine değdiği o aralıklarda yol bulmaya çalışan cümlelerin toplamıdır diyebilirim. Bir başka deyişle, bu sayfalarda saf bir teori de yok, yalnızca gündelik bir gözlem de. Daha çok, insanın kendi içinden geçerek anlamaya çalıştığı bir dünyaya tutulmuş kırık bir ayna var. Bu aynanın yansıttığı şey bazen Gazze’nin yıkıntıları ve dramı, bazen bir kibrin tedaileri, bazen bir şehrin kendine özgü hüznü, bazen de insanın kendine bile itiraf edemediği utançlarıdır. Dolayısıyla amaçladığı diğer şeylerin yanı sıra bir fark etme arayışıdır. Zira bizler çoğu zaman yaşananı fark etmeyiz, fakat yazı fark eder ve yazı zamanı yakalar.
| Taksit Sayısı | Taksit tutarı | Genel Toplam |
|---|---|---|
| Tek Çekim | 264,00 | 264,00 |
| 2 | 141,24 | 282,48 |
| 3 | 95,92 | 287,76 |
| 6 | 50,60 | 303,60 |
| 9 | 35,20 | 316,80 |
| 12 | 27,72 | 332,64 |