Medeniyet Devlet Türkiye'nin Ulus-Ötesi Kimliği

Stok Kodu:
9786259002460
Boyut:
13.5x21
Sayfa Sayısı:
336
Baskı:
1
Basım Tarihi:
2026-05
Kapak Türü:
Ciltsiz
Kağıt Türü:
2. Hamur
%20 indirimli
520,00TL
416,00TL
Taksitli fiyat: 12 x 43,68TL
Temin süresi 7 gündür.
9786259002460
925897
Medeniyet Devlet
Medeniyet Devlet Türkiye'nin Ulus-Ötesi Kimliği
416

Post-Modern dönemin, bir tepki olarak moderniteye karşı gelişmesiyle, modernitenin pozitivizm ve materyalizm gibi aşırı uçlarını törpülemiş ve tanrıdan boşalan koltukta tek başına oturan insanın yanına, hayvanları ve doğayı da oturtmuştu.  Bugün ise artık 2020’lerden itibaren başlayan “metamodernizm”, “post-truth”, “accelerationism” gibi yeni kavramlarla Post Modernizmin de aşılmakta olduğunu söyleyebiliriz. Bu dönemde Batı’nın yaşadığı tecrübeye saygı duyulmakla beraber, tek bir evrensel modernlik yerine, insan onurunu merkeze alan, Batı dışı toplumların kendi tarihsel ve kültürel dinamikleriyle farklı modernleşme yolları izleyebileceği “çoklu modernlikler” fikri güçlendi.  
Uluslararası aktörler olarak ulus devletler de modernitedeki savrulmanın verdiği yükü taşıyordu. Yeryüzü birçok Ulus Devlete ayrılmıştı fakat dil, tarih ve coğrafya temelli olan bu kavrama uyan tek bir homojen devlet yoktu. Toplumlarda homojenlik üretme Ulus Devletin işi idi ve uluslaşma ideali ile politikalar üretildi. Bu politikalarla seküler toplumlar üretme yolunda kısmen başarı yakalandı, ama bu başarı çoğulculuğu bastırdığı için uzun vadede kimlik çatışmaları, azınlık sorunları ve demokratik açmazlar üretti.
Medeniyet Devlet kavramı, yeni bir paradigmanın habercisi olarak, modernitenin krizlerine karşı “çoklu modernleşme” anlayışının uluslararası düzene taşınmış, jeopolitik bir versiyonu olarak görülebilir. Bu yeni anlayış, Ulus Devletin başarısızlıklarına neşter vurarak, kadim kültürlerle ve onların omurgaları olan dinlerle barışık, özgün modernleşme etrafında, Batı merkeziyetçiliği ve evrensellik iddiasını reddederek, kadim medeniyetin birleştiriciliğine sığınmayı ifade eder.     
Bu kitap İslam Altın Çağı’ndan ilhamla, Osmanlı’nın 600 yıllık serüveninde temsil ettiği, liderlik yaptığı ve aynı zamanda koruduğu medeniyeti anlatmakla başlamaktadır. Sonraki bölümlerde Osmanlı’nın özgünlüğünü, sentezleme kabiliyetini merkeze alan bu anlatı, Osmanlı’nın karartılmış son dönemindeki gerçek görüntüsünün resmetmekte ve bilinenin aksine çok önceden başlayan barışçıl, özgüvenli modernleşme serüvenini de ele almaktadır. Osmanlı’dan varisi olan Türkiye’ye sağlıklı yapılamayan medeniyet devrinin, Kemalist ideoloji ile aldığı tahribatı gözler önüne sermektedir.
Türkiye’yi zorla Ulus Devlet kıyafetleri giydirilmiş bir Medeniyet Devlet olarak işleyen kitap, uluslararası düzenin medeniyetler arası bloklaşmaya doğru evirildiği günümüzde, Türkiye’nin tekrar kendi küllerinden doğarak, neden ve nasıl bir Medeniyet Devlet olması gerektiğini anlatmaktadır.  

Post-Modern dönemin, bir tepki olarak moderniteye karşı gelişmesiyle, modernitenin pozitivizm ve materyalizm gibi aşırı uçlarını törpülemiş ve tanrıdan boşalan koltukta tek başına oturan insanın yanına, hayvanları ve doğayı da oturtmuştu.  Bugün ise artık 2020’lerden itibaren başlayan “metamodernizm”, “post-truth”, “accelerationism” gibi yeni kavramlarla Post Modernizmin de aşılmakta olduğunu söyleyebiliriz. Bu dönemde Batı’nın yaşadığı tecrübeye saygı duyulmakla beraber, tek bir evrensel modernlik yerine, insan onurunu merkeze alan, Batı dışı toplumların kendi tarihsel ve kültürel dinamikleriyle farklı modernleşme yolları izleyebileceği “çoklu modernlikler” fikri güçlendi.  
Uluslararası aktörler olarak ulus devletler de modernitedeki savrulmanın verdiği yükü taşıyordu. Yeryüzü birçok Ulus Devlete ayrılmıştı fakat dil, tarih ve coğrafya temelli olan bu kavrama uyan tek bir homojen devlet yoktu. Toplumlarda homojenlik üretme Ulus Devletin işi idi ve uluslaşma ideali ile politikalar üretildi. Bu politikalarla seküler toplumlar üretme yolunda kısmen başarı yakalandı, ama bu başarı çoğulculuğu bastırdığı için uzun vadede kimlik çatışmaları, azınlık sorunları ve demokratik açmazlar üretti.
Medeniyet Devlet kavramı, yeni bir paradigmanın habercisi olarak, modernitenin krizlerine karşı “çoklu modernleşme” anlayışının uluslararası düzene taşınmış, jeopolitik bir versiyonu olarak görülebilir. Bu yeni anlayış, Ulus Devletin başarısızlıklarına neşter vurarak, kadim kültürlerle ve onların omurgaları olan dinlerle barışık, özgün modernleşme etrafında, Batı merkeziyetçiliği ve evrensellik iddiasını reddederek, kadim medeniyetin birleştiriciliğine sığınmayı ifade eder.     
Bu kitap İslam Altın Çağı’ndan ilhamla, Osmanlı’nın 600 yıllık serüveninde temsil ettiği, liderlik yaptığı ve aynı zamanda koruduğu medeniyeti anlatmakla başlamaktadır. Sonraki bölümlerde Osmanlı’nın özgünlüğünü, sentezleme kabiliyetini merkeze alan bu anlatı, Osmanlı’nın karartılmış son dönemindeki gerçek görüntüsünün resmetmekte ve bilinenin aksine çok önceden başlayan barışçıl, özgüvenli modernleşme serüvenini de ele almaktadır. Osmanlı’dan varisi olan Türkiye’ye sağlıklı yapılamayan medeniyet devrinin, Kemalist ideoloji ile aldığı tahribatı gözler önüne sermektedir.
Türkiye’yi zorla Ulus Devlet kıyafetleri giydirilmiş bir Medeniyet Devlet olarak işleyen kitap, uluslararası düzenin medeniyetler arası bloklaşmaya doğru evirildiği günümüzde, Türkiye’nin tekrar kendi küllerinden doğarak, neden ve nasıl bir Medeniyet Devlet olması gerektiğini anlatmaktadır.  

Yorum yaz
Bu kitabı henüz kimse eleştirmemiş.
Tüm Kartlar
Taksit Sayısı Taksit tutarı Genel Toplam
Tek Çekim 416,00    416,00   
2 222,56    445,12   
3 151,15    453,44   
6 79,73    478,40   
9 55,47    499,20   
12 43,68    524,16   
Kapat