Bu çalışma, jeopolitik konumu, tarihsel etkileşim derinliği ve toplumsal yapısındaki etnik çeşitlilik itibarıyla bölgesel siyasetin belirleyici aktörleri arasında yer alan Türkiye ile İran arasındaki ekonomik ve siyasal ilişkileri incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmanın temel odağı, iki ülke ilişkilerinin özellikle Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı döneminde geçirdiği dönüşümün, bölgesel ve küresel gelişmelerle birlikte analitik bir çerçevede değerlendirilmesidir. Bu kapsamda, Türkiye-İran ilişkileri yalnızca ikili diplomatik temaslar üzerinden değil; güvenlik, enerji, ticaret, bölgesel rekabet ve iş birliği alanları bakımından çok boyutlu bir dış politika perspektifiyle ele alınmaktadır.
Araştırmada ayrıca tarihsel süreklilik ve kırılma noktalarının daha sağlıklı biçimde ortaya konulabilmesi amacıyla, Osmanlı İmparatorluğu dönemi, İran’da 1979 sonrası siyasal dönüşüm süreci ve Türkiye Cumhuriyeti dönemi Türkiye-İran ilişkileri karşılaştırmalı bir yaklaşımla incelenmiştir. Bu tarihsel arka plan, güncel dış politika tercihlerini belirleyen zihniyet kalıplarının ve karşılıklı algıların anlaşılabilmesi açısından tamamlayıcı bir analitik zemin sunmaktadır.
Türkiye, jeostratejik konumu itibarıyla Avrupa, Asya ve Orta Doğu arasında bir geçiş ve etkileşim alanında yer almakta; bu durum Türkiye’ye önemli fırsatlar sunduğu kadar çok boyutlu güvenlik risklerini de beraberinde getirmektedir. Özellikle Orta Doğu olarak tanımlanan ve tarihsel olarak yoğun çatışmalara sahne olmuş bir coğrafya ile uzun sınırlara sahip olunması, Türkiye’nin dış politikasında güvenlik merkezli bir yaklaşımın süreklilik kazanmasına yol açmıştır. Bununla birlikte Türkiye, Cumhuriyet’in kuruluşundan itibaren dış politikasında ağırlıklı olarak Batı eksenli bir yönelim benimsemiş; bu yönelim, Mustafa Kemal Atatürk döneminden itibaren kurumsallaşarak ilerleyen yıllarda daha belirgin bir nitelik kazanmıştır. Türkiye’nin Avrupa Birliği ile bütünleşme hedefi ve güvenlik mimarisinin NATO üyeliği üzerinden şekillenmesi, bu yönelimin başlıca göstergeleri olmuştur. Bu dış politika çizgisi, akademik literatürde çoğu zaman Amerika Birleşik Devletleri merkezli ve Batı odaklı bir stratejik tercih olarak değerlendirilmiştir.
Buna karşın Türkiye’nin Orta Doğu ülkeleriyle ilişkilerinin belirli dönemlerde yoğunlaşması, iç politik tartışmalara da yansımış; özellikle Turgut Özal, Necmettin Erbakan ve Recep Tayyip Erdoğan dönemlerinde bölge ülkeleriyle artan temaslar, sıklıkla “eksen kayması” tartışmaları çerçevesinde ele alınmıştır. Bu bağlamda Türkiye-İran ilişkileri de, yalnızca iki ülkenin karşılıklı çıkarları değil, Türkiye’nin genel dış politika yönelimi ve stratejik kimliği açısından da zaman zaman tartışma konusu olmuştur.
2000–2020 yılları arasında Türkiye-İran ilişkilerinin ana gündem maddelerini, karşılıklı enerji ticareti, İran’ın nükleer faaliyetleri ve özellikle Arap ayaklanmaları sonrasında derinleşen bölgesel krizler belirlemiştir. Bu süreçte Suriye merkezli iç savaş, Ankara ile Tahran’ın bölgesel önceliklerinin belirgin biçimde ayrıştığı bir alan olarak öne çıkmış; iki ülke arasındaki rekabet ve iş birliği dinamiklerini aynı anda besleyen çelişkili bir yapı ortaya çıkarmıştır. Dolayısıyla XXI. yüzyılın ilk çeyreğinde Türkiye-İran ilişkilerinin siyasal ve ekonomik boyutlarının müstakil bir akademik çalışma çerçevesinde ele alınması, hem literatür hem de politika yapıcılar açısından gerekli hâle gelmiştir.
Bu çalışmanın temel amacı; XXI. yüzyılın başından itibaren ve özellikle Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı sürecinde Türkiye ile İran arasında değişen ve dönüşen ekonomik ve siyasal ilişkileri, bölgesel krizler ve küresel güç rekabeti bağlamında analiz
etmek; iki ülkenin dış politika yönelimlerini karşılaştırmalı bir biçimde ortaya koymak ve ilişkilerin geleceğine yönelik öngörüler geliştirmektir. Günümüzde derinleşen çok kutuplu uluslararası sistem, artan yaptırım politikaları, enerji arz güvenliği sorunları ve Orta Doğu’da yeniden tırmanan askerî gerilimler, Türkiye-İran ilişkilerinin stratejik değerini daha da artırmaktadır. Özellikle enerji koridorları, ulaştırma hatları, ticaret güzergâhları ve bölgesel diplomasi platformları, iki ülke arasındaki ilişkilerin yalnızca ikili değil, bölgesel istikrar açısından da belirleyici bir role sahip olduğunu göstermektedir.
Bu çalışma, jeopolitik konumu, tarihsel etkileşim derinliği ve toplumsal yapısındaki etnik çeşitlilik itibarıyla bölgesel siyasetin belirleyici aktörleri arasında yer alan Türkiye ile İran arasındaki ekonomik ve siyasal ilişkileri incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmanın temel odağı, iki ülke ilişkilerinin özellikle Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı döneminde geçirdiği dönüşümün, bölgesel ve küresel gelişmelerle birlikte analitik bir çerçevede değerlendirilmesidir. Bu kapsamda, Türkiye-İran ilişkileri yalnızca ikili diplomatik temaslar üzerinden değil; güvenlik, enerji, ticaret, bölgesel rekabet ve iş birliği alanları bakımından çok boyutlu bir dış politika perspektifiyle ele alınmaktadır.
Araştırmada ayrıca tarihsel süreklilik ve kırılma noktalarının daha sağlıklı biçimde ortaya konulabilmesi amacıyla, Osmanlı İmparatorluğu dönemi, İran’da 1979 sonrası siyasal dönüşüm süreci ve Türkiye Cumhuriyeti dönemi Türkiye-İran ilişkileri karşılaştırmalı bir yaklaşımla incelenmiştir. Bu tarihsel arka plan, güncel dış politika tercihlerini belirleyen zihniyet kalıplarının ve karşılıklı algıların anlaşılabilmesi açısından tamamlayıcı bir analitik zemin sunmaktadır.
Türkiye, jeostratejik konumu itibarıyla Avrupa, Asya ve Orta Doğu arasında bir geçiş ve etkileşim alanında yer almakta; bu durum Türkiye’ye önemli fırsatlar sunduğu kadar çok boyutlu güvenlik risklerini de beraberinde getirmektedir. Özellikle Orta Doğu olarak tanımlanan ve tarihsel olarak yoğun çatışmalara sahne olmuş bir coğrafya ile uzun sınırlara sahip olunması, Türkiye’nin dış politikasında güvenlik merkezli bir yaklaşımın süreklilik kazanmasına yol açmıştır. Bununla birlikte Türkiye, Cumhuriyet’in kuruluşundan itibaren dış politikasında ağırlıklı olarak Batı eksenli bir yönelim benimsemiş; bu yönelim, Mustafa Kemal Atatürk döneminden itibaren kurumsallaşarak ilerleyen yıllarda daha belirgin bir nitelik kazanmıştır. Türkiye’nin Avrupa Birliği ile bütünleşme hedefi ve güvenlik mimarisinin NATO üyeliği üzerinden şekillenmesi, bu yönelimin başlıca göstergeleri olmuştur. Bu dış politika çizgisi, akademik literatürde çoğu zaman Amerika Birleşik Devletleri merkezli ve Batı odaklı bir stratejik tercih olarak değerlendirilmiştir.
Buna karşın Türkiye’nin Orta Doğu ülkeleriyle ilişkilerinin belirli dönemlerde yoğunlaşması, iç politik tartışmalara da yansımış; özellikle Turgut Özal, Necmettin Erbakan ve Recep Tayyip Erdoğan dönemlerinde bölge ülkeleriyle artan temaslar, sıklıkla “eksen kayması” tartışmaları çerçevesinde ele alınmıştır. Bu bağlamda Türkiye-İran ilişkileri de, yalnızca iki ülkenin karşılıklı çıkarları değil, Türkiye’nin genel dış politika yönelimi ve stratejik kimliği açısından da zaman zaman tartışma konusu olmuştur.
2000–2020 yılları arasında Türkiye-İran ilişkilerinin ana gündem maddelerini, karşılıklı enerji ticareti, İran’ın nükleer faaliyetleri ve özellikle Arap ayaklanmaları sonrasında derinleşen bölgesel krizler belirlemiştir. Bu süreçte Suriye merkezli iç savaş, Ankara ile Tahran’ın bölgesel önceliklerinin belirgin biçimde ayrıştığı bir alan olarak öne çıkmış; iki ülke arasındaki rekabet ve iş birliği dinamiklerini aynı anda besleyen çelişkili bir yapı ortaya çıkarmıştır. Dolayısıyla XXI. yüzyılın ilk çeyreğinde Türkiye-İran ilişkilerinin siyasal ve ekonomik boyutlarının müstakil bir akademik çalışma çerçevesinde ele alınması, hem literatür hem de politika yapıcılar açısından gerekli hâle gelmiştir.
Bu çalışmanın temel amacı; XXI. yüzyılın başından itibaren ve özellikle Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı sürecinde Türkiye ile İran arasında değişen ve dönüşen ekonomik ve siyasal ilişkileri, bölgesel krizler ve küresel güç rekabeti bağlamında analiz
etmek; iki ülkenin dış politika yönelimlerini karşılaştırmalı bir biçimde ortaya koymak ve ilişkilerin geleceğine yönelik öngörüler geliştirmektir. Günümüzde derinleşen çok kutuplu uluslararası sistem, artan yaptırım politikaları, enerji arz güvenliği sorunları ve Orta Doğu’da yeniden tırmanan askerî gerilimler, Türkiye-İran ilişkilerinin stratejik değerini daha da artırmaktadır. Özellikle enerji koridorları, ulaştırma hatları, ticaret güzergâhları ve bölgesel diplomasi platformları, iki ülke arasındaki ilişkilerin yalnızca ikili değil, bölgesel istikrar açısından da belirleyici bir role sahip olduğunu göstermektedir.
| Taksit Sayısı | Taksit tutarı | Genel Toplam |
|---|---|---|
| Tek Çekim | 299,00 | 299,00 |
| 2 | 159,97 | 319,93 |
| 3 | 108,64 | 325,91 |
| 6 | 57,31 | 343,85 |
| 9 | 39,87 | 358,80 |
| 12 | 31,40 | 376,74 |