Peg Birmingham bu kitapta Hannah Arendt’in insan hakları düşüncesindeki en zor düğümlerden birini açmaya çalışır. Arendt’in “haklara sahip olma hakkı” formülasyonu insan haklarını siyasal bir ontoloji meselesi olarak kavrayabilmek için bir dayanak sunar mı, yoksa kimi yorumlarda öne sürüldüğü gibi felsefi temelden yoksun, retorik bir araç olarak mı kalır?
Birmingham bu sorunun yanıtını ararken Arendt’in “doğumluluk” kavramını merkeze alır. Bu olgunun barındırdığı ontolojik çekirdeği açığa çıkarmak için Arendt’in farklı zaman ve bağlamlarda kaleme aldığı metinleri kateder. Augustinusçu sevgi ediminden Kafka’nın öykülerine, Benjamin’in günlüklerinden İkinci Dünya Savaşı sonrası tartışmalara uzanan bu metinler boyunca Birmingham, doğumluluğun insan varoluşunu nasıl siyasal bir anlam ufkuna yerleştirdiğini izler. İnsanın dünyaya her defasında bir başlangıç olarak gelişi, yeni bir şey başlatma ve eyleme geçme kapasitesi, başkalarının karşısında görünür olma ve tanınma ihtiyacı, haklara sahip olmayı bir dünyaya ait olmanın siyasal koşulu olarak düşünmenin imkânını açar.
Ancak kitap, bu imkânı iyimser bir ortaklık vaadiyle sınırlı tutmaz. Zira Birmingham, bu olanakları araştırırken Arendt’te ortak insanlık fikrinin taşıdığı rahatsız edici yükü de merkeze alır. Tiksinti, korku, haz ve minnettarlık gibi deneyimler birlikte yaşamanın duygulanımsal eşiğinde iç içe geçer ve Arendt’in “ortak sorumluluk açmazı” dediği şeyin etrafında buluşur. Birmingham, bu kitabında “haklara sahip olma hakkı”nı bu açmaz üzerinden, bir güvence olarak değil, siyasal olanın kırılgan ama vazgeçilmez koşulu olarak yeniden düşünmeye davet eder.
Peg Birmingham bu kitapta Hannah Arendt’in insan hakları düşüncesindeki en zor düğümlerden birini açmaya çalışır. Arendt’in “haklara sahip olma hakkı” formülasyonu insan haklarını siyasal bir ontoloji meselesi olarak kavrayabilmek için bir dayanak sunar mı, yoksa kimi yorumlarda öne sürüldüğü gibi felsefi temelden yoksun, retorik bir araç olarak mı kalır?
Birmingham bu sorunun yanıtını ararken Arendt’in “doğumluluk” kavramını merkeze alır. Bu olgunun barındırdığı ontolojik çekirdeği açığa çıkarmak için Arendt’in farklı zaman ve bağlamlarda kaleme aldığı metinleri kateder. Augustinusçu sevgi ediminden Kafka’nın öykülerine, Benjamin’in günlüklerinden İkinci Dünya Savaşı sonrası tartışmalara uzanan bu metinler boyunca Birmingham, doğumluluğun insan varoluşunu nasıl siyasal bir anlam ufkuna yerleştirdiğini izler. İnsanın dünyaya her defasında bir başlangıç olarak gelişi, yeni bir şey başlatma ve eyleme geçme kapasitesi, başkalarının karşısında görünür olma ve tanınma ihtiyacı, haklara sahip olmayı bir dünyaya ait olmanın siyasal koşulu olarak düşünmenin imkânını açar.
Ancak kitap, bu imkânı iyimser bir ortaklık vaadiyle sınırlı tutmaz. Zira Birmingham, bu olanakları araştırırken Arendt’te ortak insanlık fikrinin taşıdığı rahatsız edici yükü de merkeze alır. Tiksinti, korku, haz ve minnettarlık gibi deneyimler birlikte yaşamanın duygulanımsal eşiğinde iç içe geçer ve Arendt’in “ortak sorumluluk açmazı” dediği şeyin etrafında buluşur. Birmingham, bu kitabında “haklara sahip olma hakkı”nı bu açmaz üzerinden, bir güvence olarak değil, siyasal olanın kırılgan ama vazgeçilmez koşulu olarak yeniden düşünmeye davet eder.
| Taksit Sayısı | Taksit tutarı | Genel Toplam |
|---|---|---|
| Tek Çekim | 232,00 | 232,00 |
| 2 | 124,12 | 248,24 |
| 3 | 84,29 | 252,88 |
| 6 | 44,47 | 266,80 |
| 9 | 30,93 | 278,40 |
| 12 | 24,36 | 292,32 |