Atilla, modern çağın gürültüsü içinde kendi sessizliğini arayan, sınırların ve doğruların silikleştiği bu evrende var olmanın ağırlığı altında ezilmemek için çabalayan bir “uyumsuz”dur.
Gerçek, taşıyamayacağımız kadar ağırlaştığında düşler tek sığınağımız olur. Peki ya sığındığımız düşler de başkaları tarafından yazılmış birer yanılsamadan ibaretse?
Can Sarıçoban, Düşler ve Hiçlik’te; gerçek ile sanrının ayırt edilemediği o tekinsiz sınıra yürüyen bireyin trajedisini, düşmekten korkmayanlar için yazılmış bir hiçlik deneyimine dönüştürüyor.
Her gün daha çok büyüyen kentin kaosunda, var olmaya çabalayanların sessiz bir özeti Atilla. Toplumsal klişeler ve dayatılan hayaller, hayatı adım adım sakatlar. Gelecek korkusunun “sınır ötesinde” giderilebileceği umudu da tükenince, geriye tutunacak ne kalır?
Zaten inşa etmekte zorlanılan maneviyat, aidiyet ve güven… Hepsinin son kırıntıları buharlaşırken yabancılaşma kaçınılmaz olur; en çok da kendinden. Anlam yok olur.
Kendini kendinden çıkardığında geriye kalan “hiç”tir. Yani “hiç”, anlamın ta kendisidir.
Can Sarıçoban’ın Atilla üzerinden “hiç” ile dansı, varoluşsal hesaplaşmalara sarsıcı bir boyut katıyor.
Levent ERDEN
Atilla, modern çağın gürültüsü içinde kendi sessizliğini arayan, sınırların ve doğruların silikleştiği bu evrende var olmanın ağırlığı altında ezilmemek için çabalayan bir “uyumsuz”dur.
Gerçek, taşıyamayacağımız kadar ağırlaştığında düşler tek sığınağımız olur. Peki ya sığındığımız düşler de başkaları tarafından yazılmış birer yanılsamadan ibaretse?
Can Sarıçoban, Düşler ve Hiçlik’te; gerçek ile sanrının ayırt edilemediği o tekinsiz sınıra yürüyen bireyin trajedisini, düşmekten korkmayanlar için yazılmış bir hiçlik deneyimine dönüştürüyor.
Her gün daha çok büyüyen kentin kaosunda, var olmaya çabalayanların sessiz bir özeti Atilla. Toplumsal klişeler ve dayatılan hayaller, hayatı adım adım sakatlar. Gelecek korkusunun “sınır ötesinde” giderilebileceği umudu da tükenince, geriye tutunacak ne kalır?
Zaten inşa etmekte zorlanılan maneviyat, aidiyet ve güven… Hepsinin son kırıntıları buharlaşırken yabancılaşma kaçınılmaz olur; en çok da kendinden. Anlam yok olur.
Kendini kendinden çıkardığında geriye kalan “hiç”tir. Yani “hiç”, anlamın ta kendisidir.
Can Sarıçoban’ın Atilla üzerinden “hiç” ile dansı, varoluşsal hesaplaşmalara sarsıcı bir boyut katıyor.
Levent ERDEN
| Taksit Sayısı | Taksit tutarı | Genel Toplam |
|---|---|---|
| Tek Çekim | 320,84 | 320,84 |
| 2 | 171,65 | 343,30 |
| 3 | 116,57 | 349,72 |
| 6 | 61,49 | 368,97 |
| 9 | 42,78 | 385,01 |
| 12 | 33,69 | 404,26 |