Duka Begoviç
Kanın, toprağın ve kendi yıkımına âşık bir ruhun görkemli şöleni...
Hırvat edebiyatının yirmi beş yaşında hayata veda eden trajik dehası Ivan Kozarac, modernizmin taşradaki en sarsıcı yankılarından birini bu başyapıtıyla yaratmıştır. Geleneksel köy anlatılarının pastoral romantizmini paramparça eden Duka Begoviç, içgüdülerinin ve o taşkın kanının sesinden başka hiçbir otorite tanımayan unutulmaz bir anti-kahramanın portresidir. Zindandan köyüne dönen Duka, taşra toplumunun sahte ahlakına, dinin ikiyüzlülüğüne ve emeğin tekdüze boyunduruğuna boyun eğmektense, kendi felaketini bir ziyafet gibi hazırlamayı seçer. O; toprağını, mirasını ve geleceğini Çingene kemanlarının o isyankâr çığlıklarında, meyhanelerin şarap kokulu karanlığında ve kadınların geçici ihtirasında hiç gözünü kırpmadan ateşe atan mutlak bir serseridir (bećar).
Eserin edebi ve sosyolojik önemi, bireyin kendi doğasıyla ve içine doğduğu toplumla girdiği bu tavizsiz savaşı, kusursuz bir natüralist ve empresyonist üslupla resmetmesinde yatar. Kozarac, Duka’nın şahsında yalnızca kendi kendini tüketen bir adamın trajedisini değil, modernitenin eşiğinde çözülmekte olan geleneksel Slavonya toplumunun o sancılı ve tekinsiz çöküşünü de derin bir felsefi düzlemde kayıt altına alır. Duka Begoviç, aydınlık bir geleceğe ve sahte bir huzura sığınmak yerine, varoluşsal bir başkaldırıyla kendi hiçliğine doğru koşmayı tercih eden insan doğasının, edebiyat tarihinde eşine az rastlanır, sarsıcı ve ölümsüz bir destanıdır.
Duka Begoviç
Kanın, toprağın ve kendi yıkımına âşık bir ruhun görkemli şöleni...
Hırvat edebiyatının yirmi beş yaşında hayata veda eden trajik dehası Ivan Kozarac, modernizmin taşradaki en sarsıcı yankılarından birini bu başyapıtıyla yaratmıştır. Geleneksel köy anlatılarının pastoral romantizmini paramparça eden Duka Begoviç, içgüdülerinin ve o taşkın kanının sesinden başka hiçbir otorite tanımayan unutulmaz bir anti-kahramanın portresidir. Zindandan köyüne dönen Duka, taşra toplumunun sahte ahlakına, dinin ikiyüzlülüğüne ve emeğin tekdüze boyunduruğuna boyun eğmektense, kendi felaketini bir ziyafet gibi hazırlamayı seçer. O; toprağını, mirasını ve geleceğini Çingene kemanlarının o isyankâr çığlıklarında, meyhanelerin şarap kokulu karanlığında ve kadınların geçici ihtirasında hiç gözünü kırpmadan ateşe atan mutlak bir serseridir (bećar).
Eserin edebi ve sosyolojik önemi, bireyin kendi doğasıyla ve içine doğduğu toplumla girdiği bu tavizsiz savaşı, kusursuz bir natüralist ve empresyonist üslupla resmetmesinde yatar. Kozarac, Duka’nın şahsında yalnızca kendi kendini tüketen bir adamın trajedisini değil, modernitenin eşiğinde çözülmekte olan geleneksel Slavonya toplumunun o sancılı ve tekinsiz çöküşünü de derin bir felsefi düzlemde kayıt altına alır. Duka Begoviç, aydınlık bir geleceğe ve sahte bir huzura sığınmak yerine, varoluşsal bir başkaldırıyla kendi hiçliğine doğru koşmayı tercih eden insan doğasının, edebiyat tarihinde eşine az rastlanır, sarsıcı ve ölümsüz bir destanıdır.
| Taksit Sayısı | Taksit tutarı | Genel Toplam |
|---|---|---|
| Tek Çekim | 176,04 | 176,04 |
| 2 | 94,18 | 188,36 |
| 3 | 63,96 | 191,88 |
| 6 | 33,74 | 202,45 |
| 9 | 23,47 | 211,25 |
| 12 | 18,48 | 221,81 |