"Ateş söndüğünde, külün ne hissettiğini kimse sormaz."
Demir, bir sabah uyandığında kendini modern dünyanın içinde bir imalat hatası olarak bulur. Derisinin altında kan değil pas dolaşmakta, kemikleri kireçlenmiş birer donatı demiri gibi gıcırdamaktadır. Onun için suçluluk, bedeni içten içe çürüten, mukavemetini kıran kimyasal bir sızıntıdır.
İstanbul’un steril plazalarından kaçıp Galata’nın rutubetli karanlıklarına inen Demir, insan olmanın getirdiği o yumuşak, esnek ve acı veren zayıflıktan kurtulmanın yollarını arar. Bu tekinsiz yolculukta karşısına çıkanlar ise modern zamanın grotesk teknisyenleridir:
İnsanları birer hurda gibi ölçüp biçen Tasnifçi, hafızaları asitle yakan Silici, geçmişin pişmanlıklarını yakıt olarak kullanan Ateşçi, çürümüş ruhları vernikleyip sergileyen Restoratör ve vicdanı sahte maskelerle örten Kurgucu...
Herkes ona iyileşmeyi, saklanmayı ya da cilalanıp yeniden sergilenmeyi vaat ederken Demir’in aradığı şey başkadır. O, hissetmenin yükünden kurtulup maddenin o soğuk, sessiz ve sarsılmaz huzuruna kavuşmak istemektedir. Çünkü bir bina vicdan azabı çekmez. Bir kolon ağlamaz. Ve betonarme bir blok, asla pişmanlık duymaz.
Çağdaş Can, Cüruf ile okuru biyolojik olandan inorganik olana doğru sarsıcı bir yolculuğa çıkarıyor. Bu roman bir adamın delirmesinin değil, etten ve kemikten vazgeçip kendi hayatının tortusuyla yüzleşerek statik bir zafere yürümesinin hikâyesi.
"Ateş söndüğünde, külün ne hissettiğini kimse sormaz."
Demir, bir sabah uyandığında kendini modern dünyanın içinde bir imalat hatası olarak bulur. Derisinin altında kan değil pas dolaşmakta, kemikleri kireçlenmiş birer donatı demiri gibi gıcırdamaktadır. Onun için suçluluk, bedeni içten içe çürüten, mukavemetini kıran kimyasal bir sızıntıdır.
İstanbul’un steril plazalarından kaçıp Galata’nın rutubetli karanlıklarına inen Demir, insan olmanın getirdiği o yumuşak, esnek ve acı veren zayıflıktan kurtulmanın yollarını arar. Bu tekinsiz yolculukta karşısına çıkanlar ise modern zamanın grotesk teknisyenleridir:
İnsanları birer hurda gibi ölçüp biçen Tasnifçi, hafızaları asitle yakan Silici, geçmişin pişmanlıklarını yakıt olarak kullanan Ateşçi, çürümüş ruhları vernikleyip sergileyen Restoratör ve vicdanı sahte maskelerle örten Kurgucu...
Herkes ona iyileşmeyi, saklanmayı ya da cilalanıp yeniden sergilenmeyi vaat ederken Demir’in aradığı şey başkadır. O, hissetmenin yükünden kurtulup maddenin o soğuk, sessiz ve sarsılmaz huzuruna kavuşmak istemektedir. Çünkü bir bina vicdan azabı çekmez. Bir kolon ağlamaz. Ve betonarme bir blok, asla pişmanlık duymaz.
Çağdaş Can, Cüruf ile okuru biyolojik olandan inorganik olana doğru sarsıcı bir yolculuğa çıkarıyor. Bu roman bir adamın delirmesinin değil, etten ve kemikten vazgeçip kendi hayatının tortusuyla yüzleşerek statik bir zafere yürümesinin hikâyesi.
| Taksit Sayısı | Taksit tutarı | Genel Toplam |
|---|---|---|
| Tek Çekim | 165,60 | 165,60 |
| 2 | 88,60 | 177,19 |
| 3 | 60,17 | 180,50 |
| 6 | 31,74 | 190,44 |
| 9 | 22,08 | 198,72 |
| 12 | 17,39 | 208,66 |