Kitabımız, Tanrı kavramının ilkel insanın ölüm karşısındaki tecrübelerinden ve atalara yönelik saygı pratiklerinden doğarak zamanla çoktanrıcılığa, oradan da tek tanrıcılığa evrildiğini ileri sürer. Yazar, dinin özünü mitolojik anlatılarda değil, yaşayanların ölülerine yönelttiği pratik ibadet biçimlerinde arar; tanrı tasavvurunun kökenini, hayatta kaldığı düşünülen ruh ya da “hayalet” fikrine bağlar. Bu çerçevede din ile mitoloji arasına kesin bir ayrım koyar: din temelde uygulamadır, mitoloji ve teoloji ise bu uygulamaların sonradan geliştirilmiş açıklamalarıdır.
Çalışma, kutsal taş, ağaç, mezar, kurban, tarım kültleri ve tanrılaştırılmış insan figürleri gibi unsurları karşılaştırmalı malzeme üzerinden inceleyerek, tanrıların tarihsel süreçte nasıl “üretilmiş” varlıklar hâline geldiğini göstermeye çalışır. Özellikle ceset kültü, hayalet kültü ve gölge kültü gibi aşamalar üzerinden, ölüye yönelen saygının zamanla doğaüstü güç atfedilen tanrılara dönüştüğünü savunur. Çoktanrıcılığın, toplulukların belirli atalarını ya da kahramanlarını ilahlaştırmasıyla oluştuğunu; tektanrıcılığın ise bu figürlerden birinin diğerleri üzerinde yükselmesiyle tarihsel ve toplumsal koşullar içinde şekillendiğini öne sürer.
Son aşamada Hristiyanlık, daha önceki dinî biçimlerin dönüşmüş ve sistemleşmiş bir devamı olarak değerlendirilir. İsa figürü, tarihsel bir şahsiyetin tanrılaştırılması örneği olarak ele alınır; Üçleme, aziz kültü, kutsal emanetler ve kilise hiyerarşisi gibi unsurların da daha eski ölüm ve ata kültlerinin izlerini taşıdığı iddia edilir. Böylece eser, Tanrı düşüncesini aşkın ve başlangıçtan beri hazır bir vahiy olarak değil, insan zihninin ölüm, korku ve toplumsal hafıza etrafında geliştirdiği uzun bir evrim sürecinin ürünü olarak konumlandırır.
Kitabımız, Tanrı kavramının ilkel insanın ölüm karşısındaki tecrübelerinden ve atalara yönelik saygı pratiklerinden doğarak zamanla çoktanrıcılığa, oradan da tek tanrıcılığa evrildiğini ileri sürer. Yazar, dinin özünü mitolojik anlatılarda değil, yaşayanların ölülerine yönelttiği pratik ibadet biçimlerinde arar; tanrı tasavvurunun kökenini, hayatta kaldığı düşünülen ruh ya da “hayalet” fikrine bağlar. Bu çerçevede din ile mitoloji arasına kesin bir ayrım koyar: din temelde uygulamadır, mitoloji ve teoloji ise bu uygulamaların sonradan geliştirilmiş açıklamalarıdır.
Çalışma, kutsal taş, ağaç, mezar, kurban, tarım kültleri ve tanrılaştırılmış insan figürleri gibi unsurları karşılaştırmalı malzeme üzerinden inceleyerek, tanrıların tarihsel süreçte nasıl “üretilmiş” varlıklar hâline geldiğini göstermeye çalışır. Özellikle ceset kültü, hayalet kültü ve gölge kültü gibi aşamalar üzerinden, ölüye yönelen saygının zamanla doğaüstü güç atfedilen tanrılara dönüştüğünü savunur. Çoktanrıcılığın, toplulukların belirli atalarını ya da kahramanlarını ilahlaştırmasıyla oluştuğunu; tektanrıcılığın ise bu figürlerden birinin diğerleri üzerinde yükselmesiyle tarihsel ve toplumsal koşullar içinde şekillendiğini öne sürer.
Son aşamada Hristiyanlık, daha önceki dinî biçimlerin dönüşmüş ve sistemleşmiş bir devamı olarak değerlendirilir. İsa figürü, tarihsel bir şahsiyetin tanrılaştırılması örneği olarak ele alınır; Üçleme, aziz kültü, kutsal emanetler ve kilise hiyerarşisi gibi unsurların da daha eski ölüm ve ata kültlerinin izlerini taşıdığı iddia edilir. Böylece eser, Tanrı düşüncesini aşkın ve başlangıçtan beri hazır bir vahiy olarak değil, insan zihninin ölüm, korku ve toplumsal hafıza etrafında geliştirdiği uzun bir evrim sürecinin ürünü olarak konumlandırır.
| Taksit Sayısı | Taksit tutarı | Genel Toplam |
|---|---|---|
| Tek Çekim | 392,00 | 392,00 |
| 2 | 209,72 | 419,44 |
| 3 | 142,43 | 427,28 |
| 6 | 75,13 | 450,80 |
| 9 | 52,27 | 470,40 |
| 12 | 41,16 | 493,92 |