Bu kitap, tarihe ek yapılmak için yazılmadı. Dipnot olmak için hiç yazılmadı. “Alternatif görüş” etiketiyle rafın kenarına itilmek için de yazılmadı. Nuh’un Ayak İzlerine Yolculuk, insanlık tarihinin bilinçli biçimde daraltıldığı bir eşikte, unutulmuş hafızanın izini sürer. 12 bin yıla sıkıştırılan bir anlatının karşısına, 432 bin yıllık bir eşiği koyar. Ve basit ama sarsıcı bir soruyla başlar: İnsan, bu kadar kısa sürede kendi kendine mi ilerledi? Bu kitap şunu iddia etmez: “İnsan yaratıldı.” Ama şunu açıkça söyler: İnsan yönlendirildi. Bilginin eşiğine getirildi. Ve yalnız değildi. Laz–Sümer tabletlerinde geçen anlatılar burada bir “inanç” ya da “mit süslemesi” olarak ele alınmaz. Bu metinlerde konuşan figürler, tanrılar değil; öğreticilerdir. Ölçüyü öğretenler, zamanı sayıya dökenler, düzen kuranlardır. Ve bu figürler, tesadüfen değil, ısrarla aynı adla anılır: ANUNNAKİLER. Ancak bu kitap, kolaycı uzaylı masallarına da sığınmaz. Anunnaki figürünü; biyolojik bir varlık değil, insan bilincinin dışsallaştırdığı öğretici-otorite arketipi olarak ele alır. Yani mesele “kim geldi?” sorusu değil; İnsan neden kendinden büyük bir düzen fikrine ihtiyaç duydu? sorusudur. Bu yolculukta; MU’nun yok oluşu bir kıta kaybı değil, bir öğretim merkezinin çöküşü olarak okunur. Hyperborea, bir coğrafyadan çok bir bilinç zamanı olarak ele alınır. Kolkhis ise bir ülke değil; hafıza ve dil hattıdır. Kitap, uygarlığın tek bir merkezden doğduğu fikrini reddeder. Türk–Rus–Laz hatlarını biyolojik üstünlük olarak değil, üç farklı uyum biçimi olarak okur: Hareket, dayanma ve hatırlama. Bu metin şunu açıkça ilân eder: Uygarlık, merkezlerden değil; geçitlerden doğar. Ve tarih, kazananların değil; hatırlayabilenlerin omuzlarında taşınır. Bu nedenle kitap, akademiye doğrudan seslenir: Dili yardımcı unsur sananlara, Lazcayı “yerel”, Sümerceyi “ölü” sayanlara, Mitleri masal, hafızayı folklor diye küçültenlere… Dilini bilmediğiniz bir çağın tarihini yazamazsınız. Bu kitap sizi ikna etmeye çalışmaz. Rahatlatmaz. Uzlaştırmaz. “Herkes haklı” demez. Ama şunu yapar: Ezberleri hedef alır. Alışkanlıkları sarsar. Ve şu uyarıyı bırakır: Bazı çağlar, onları hatırlayabilen dillerde yaşar. Ve bazı diller, susturuldukça daha gür konuşur. Bu kitabı okuduktan sonra aynı soruları aynı şekilde soramayabilirsiniz.
Bu kitap, tarihe ek yapılmak için yazılmadı. Dipnot olmak için hiç yazılmadı. “Alternatif görüş” etiketiyle rafın kenarına itilmek için de yazılmadı. Nuh’un Ayak İzlerine Yolculuk, insanlık tarihinin bilinçli biçimde daraltıldığı bir eşikte, unutulmuş hafızanın izini sürer. 12 bin yıla sıkıştırılan bir anlatının karşısına, 432 bin yıllık bir eşiği koyar. Ve basit ama sarsıcı bir soruyla başlar: İnsan, bu kadar kısa sürede kendi kendine mi ilerledi? Bu kitap şunu iddia etmez: “İnsan yaratıldı.” Ama şunu açıkça söyler: İnsan yönlendirildi. Bilginin eşiğine getirildi. Ve yalnız değildi. Laz–Sümer tabletlerinde geçen anlatılar burada bir “inanç” ya da “mit süslemesi” olarak ele alınmaz. Bu metinlerde konuşan figürler, tanrılar değil; öğreticilerdir. Ölçüyü öğretenler, zamanı sayıya dökenler, düzen kuranlardır. Ve bu figürler, tesadüfen değil, ısrarla aynı adla anılır: ANUNNAKİLER. Ancak bu kitap, kolaycı uzaylı masallarına da sığınmaz. Anunnaki figürünü; biyolojik bir varlık değil, insan bilincinin dışsallaştırdığı öğretici-otorite arketipi olarak ele alır. Yani mesele “kim geldi?” sorusu değil; İnsan neden kendinden büyük bir düzen fikrine ihtiyaç duydu? sorusudur. Bu yolculukta; MU’nun yok oluşu bir kıta kaybı değil, bir öğretim merkezinin çöküşü olarak okunur. Hyperborea, bir coğrafyadan çok bir bilinç zamanı olarak ele alınır. Kolkhis ise bir ülke değil; hafıza ve dil hattıdır. Kitap, uygarlığın tek bir merkezden doğduğu fikrini reddeder. Türk–Rus–Laz hatlarını biyolojik üstünlük olarak değil, üç farklı uyum biçimi olarak okur: Hareket, dayanma ve hatırlama. Bu metin şunu açıkça ilân eder: Uygarlık, merkezlerden değil; geçitlerden doğar. Ve tarih, kazananların değil; hatırlayabilenlerin omuzlarında taşınır. Bu nedenle kitap, akademiye doğrudan seslenir: Dili yardımcı unsur sananlara, Lazcayı “yerel”, Sümerceyi “ölü” sayanlara, Mitleri masal, hafızayı folklor diye küçültenlere… Dilini bilmediğiniz bir çağın tarihini yazamazsınız. Bu kitap sizi ikna etmeye çalışmaz. Rahatlatmaz. Uzlaştırmaz. “Herkes haklı” demez. Ama şunu yapar: Ezberleri hedef alır. Alışkanlıkları sarsar. Ve şu uyarıyı bırakır: Bazı çağlar, onları hatırlayabilen dillerde yaşar. Ve bazı diller, susturuldukça daha gür konuşur. Bu kitabı okuduktan sonra aynı soruları aynı şekilde soramayabilirsiniz.
| Taksit Sayısı | Taksit tutarı | Genel Toplam |
|---|---|---|
| Tek Çekim | 200,00 | 200,00 |
| 2 | 107,00 | 214,00 |
| 3 | 72,67 | 218,00 |
| 6 | 38,33 | 230,00 |
| 9 | 26,67 | 240,00 |
| 12 | 21,00 | 252,00 |