Bin dokuz yüz dokuz yazında, Viyana’nın Berggasse Sokağı’nda, otuz dört yaşında bir İsviçreli psikiyatr Sigmund Freud’la uzun saatler boyunca konuştu. İkisi de fark etmediler ama adamın kafasında dolaşan bir soru, Freud’un sisteminin cevap veremeyeceği bir soruydu: Hastaları hiç görmedikleri yüzleri rüyalarında tarif ediyor, hiç tanımadıkları bir kadına âşıkmış gibi anlatıyorlardı. Bu yüzler nereden geliyordu? Adamın adı Carl Gustav Jung’du. Yıllar sonra cevabı verdi: senine, sen daha doğmadan önce yerleşmiş bir karşı cins imgesi var. Hayatın boyunca âşık olduğun insanlar, gerçek insanlar değildir. Onlar, içindeki o eski hayalete benzeyen kişilerdir.Hendrik van Doorn, Jung’un yüz yıllık bu kavramını — anima ve animus — modern okuyucu için açıyor. Şu eski soruyla başlıyor: niye hep aynı tipe çekiliyorsun? Yüzler değişiyor, isimler değişiyor, ama hikâye değişiyor. Aynı kavga, aynı kırılma, aynı kaçış. Yirmi dört bölüm boyunca kolektif bilinçdışından alınan o iç imgenin nasıl kurulduğu, anne ve baba kompleksinin sevgiliye nasıl yansıdığı, gölgenin karşı cinste nasıl arandığı, “bu sefer farklı” yanılgısının tam hangi noktada çatladığı, ve yansıtmayı geri çekip karşımdaki gerçek insanı görmenin yolu adım adım açılıyor. Eros’tan Sofia’ya, aşkın dört arketipsel aşaması da bu kitapta.Aşkta yeni başlayanlar için yazılmış olsa da, üç dört kez aynı sahneyi farklı oyuncularla oynamış deneyimli okuyucuların bile gözden kaçırdığı bağlantıları kuran bir rehber. Çünkü yansıtmayı görmeden, sevdiğin kişiyi görmüyorsun — sadece kendi hayaletine bakıyorsun.
Bin dokuz yüz dokuz yazında, Viyana’nın Berggasse Sokağı’nda, otuz dört yaşında bir İsviçreli psikiyatr Sigmund Freud’la uzun saatler boyunca konuştu. İkisi de fark etmediler ama adamın kafasında dolaşan bir soru, Freud’un sisteminin cevap veremeyeceği bir soruydu: Hastaları hiç görmedikleri yüzleri rüyalarında tarif ediyor, hiç tanımadıkları bir kadına âşıkmış gibi anlatıyorlardı. Bu yüzler nereden geliyordu? Adamın adı Carl Gustav Jung’du. Yıllar sonra cevabı verdi: senine, sen daha doğmadan önce yerleşmiş bir karşı cins imgesi var. Hayatın boyunca âşık olduğun insanlar, gerçek insanlar değildir. Onlar, içindeki o eski hayalete benzeyen kişilerdir.Hendrik van Doorn, Jung’un yüz yıllık bu kavramını — anima ve animus — modern okuyucu için açıyor. Şu eski soruyla başlıyor: niye hep aynı tipe çekiliyorsun? Yüzler değişiyor, isimler değişiyor, ama hikâye değişiyor. Aynı kavga, aynı kırılma, aynı kaçış. Yirmi dört bölüm boyunca kolektif bilinçdışından alınan o iç imgenin nasıl kurulduğu, anne ve baba kompleksinin sevgiliye nasıl yansıdığı, gölgenin karşı cinste nasıl arandığı, “bu sefer farklı” yanılgısının tam hangi noktada çatladığı, ve yansıtmayı geri çekip karşımdaki gerçek insanı görmenin yolu adım adım açılıyor. Eros’tan Sofia’ya, aşkın dört arketipsel aşaması da bu kitapta.Aşkta yeni başlayanlar için yazılmış olsa da, üç dört kez aynı sahneyi farklı oyuncularla oynamış deneyimli okuyucuların bile gözden kaçırdığı bağlantıları kuran bir rehber. Çünkü yansıtmayı görmeden, sevdiğin kişiyi görmüyorsun — sadece kendi hayaletine bakıyorsun.
| Taksit Sayısı | Taksit tutarı | Genel Toplam |
|---|---|---|
| Tek Çekim | 208,00 | 208,00 |
| 2 | 111,28 | 222,56 |
| 3 | 75,57 | 226,72 |
| 6 | 39,87 | 239,20 |
| 9 | 27,73 | 249,60 |
| 12 | 21,84 | 262,08 |