1989 baharında, Amik Ovası'nın sıcak rüzgârları Kırıkhan'ın köylerinde dolaşırken, Muratpaşa köyünden Abdullah askerliğini tamamlayıp evine döner. Herkesin Apo diye çağırdığı bu genç adamın aklında yalnızca Ayşe vardır. Ne var ki Ayşe, iki köy arasındaki eski düşmanlığın öte yakasında yaşamaktadır. Ailelerin kararları, yoksulluk, töre ve yıllardır biriken öfke, onların birlikte kurmak istediği hayatın önünde aşılması güç bir duvar gibi durur.
Ayşe'nin başka biriyle evlendirileceğini öğrenen Apo, sevdiği kadını geride bırakmayı kabul etmez. Bir gece yarısı bindikleri mobilet, onları yalnızca köylerinden değil, kendileri için çizilmiş hayatlardan da uzaklaştırır. İlk sığınakları, bölgede sözü kanun sayılan Kırmaz Ağa'nın çiftliği olur. Ancak bazen insanın güvende olduğunu düşündüğü yer, hayatının en ağır sınavlarının da başladığı yerdir.
Apo ile Ayşe'nin kavuşma mücadelesi olarak başlayan hikâye, zamanla çok daha büyük bir yolculuğa dönüşür. Kırıkhan'ın tozlu yollarından İstanbul'un kalabalık sokaklarına, küçük lokanta mutfaklarından uzak ülkelerde kurulan hayallere uzanan bu yolculukta aşk; geçim derdiyle, aile olmanın sorumluluğuyla, geçmişin susmayan gölgeleriyle ve insanların birbirine verdiği görünmez yaralarla sınanır. Gençlikte her şeyi aşacağına inanılan sevgi, yıllar geçtikçe başka biçimlere bürünür: Bazen direnmek, bazen beklemek, bazen affetmek, bazen de bütün kırgınlıklara rağmen yeniden başlayabilmek olur.
Muratpaşalı, yalnızca Apo ile Ayşe'nin hikâyesini değil; onlarla birlikte değişen aileleri, köyleri ve bir dönemin Türkiye'sini de anlatıyor. Kurutulan Amik Gölü'nün hafızası, bereketli tarlaların dönüşümü, köyden kente göç, İstanbul'da tutunma mücadelesi ve Amerika'ya kadar uzanan yeni hayat arayışları, romanın geniş dünyasında birbirine bağlanıyor. Bu dünyada kadınlar başkalarının günahlarını omuzlarında taşırken, erkekler çoğu zaman onurla merhamet arasındaki farkı çok geç öğreniyor. Kan bağıyla kurulan ailelerin yanında, insanın yol boyunca kendine seçtiği anne, baba, kardeş ve dostlar da yerini alıyor.
Güray Barın; Hatay'ın yemeklerini, kokularını, konuşma biçimini ve toprağa sinmiş hikâyelerini canlı karakterlerin hayatlarıyla bir araya getiriyor. Aşkın, törenin, şiddetin, emeğin, göçün, kaybın ve bağışlanmanın iç içe geçtiği Muratpaşalı, insanın geçmişinden gerçekten uzaklaşıp uzaklaşamayacağını soruyor. Çünkü bazı yaralar insanı toprağından koparır; bazılarıysa ona eve dönmenin yolunu öğretir.
1989 baharında, Amik Ovası'nın sıcak rüzgârları Kırıkhan'ın köylerinde dolaşırken, Muratpaşa köyünden Abdullah askerliğini tamamlayıp evine döner. Herkesin Apo diye çağırdığı bu genç adamın aklında yalnızca Ayşe vardır. Ne var ki Ayşe, iki köy arasındaki eski düşmanlığın öte yakasında yaşamaktadır. Ailelerin kararları, yoksulluk, töre ve yıllardır biriken öfke, onların birlikte kurmak istediği hayatın önünde aşılması güç bir duvar gibi durur.
Ayşe'nin başka biriyle evlendirileceğini öğrenen Apo, sevdiği kadını geride bırakmayı kabul etmez. Bir gece yarısı bindikleri mobilet, onları yalnızca köylerinden değil, kendileri için çizilmiş hayatlardan da uzaklaştırır. İlk sığınakları, bölgede sözü kanun sayılan Kırmaz Ağa'nın çiftliği olur. Ancak bazen insanın güvende olduğunu düşündüğü yer, hayatının en ağır sınavlarının da başladığı yerdir.
Apo ile Ayşe'nin kavuşma mücadelesi olarak başlayan hikâye, zamanla çok daha büyük bir yolculuğa dönüşür. Kırıkhan'ın tozlu yollarından İstanbul'un kalabalık sokaklarına, küçük lokanta mutfaklarından uzak ülkelerde kurulan hayallere uzanan bu yolculukta aşk; geçim derdiyle, aile olmanın sorumluluğuyla, geçmişin susmayan gölgeleriyle ve insanların birbirine verdiği görünmez yaralarla sınanır. Gençlikte her şeyi aşacağına inanılan sevgi, yıllar geçtikçe başka biçimlere bürünür: Bazen direnmek, bazen beklemek, bazen affetmek, bazen de bütün kırgınlıklara rağmen yeniden başlayabilmek olur.
Muratpaşalı, yalnızca Apo ile Ayşe'nin hikâyesini değil; onlarla birlikte değişen aileleri, köyleri ve bir dönemin Türkiye'sini de anlatıyor. Kurutulan Amik Gölü'nün hafızası, bereketli tarlaların dönüşümü, köyden kente göç, İstanbul'da tutunma mücadelesi ve Amerika'ya kadar uzanan yeni hayat arayışları, romanın geniş dünyasında birbirine bağlanıyor. Bu dünyada kadınlar başkalarının günahlarını omuzlarında taşırken, erkekler çoğu zaman onurla merhamet arasındaki farkı çok geç öğreniyor. Kan bağıyla kurulan ailelerin yanında, insanın yol boyunca kendine seçtiği anne, baba, kardeş ve dostlar da yerini alıyor.
Güray Barın; Hatay'ın yemeklerini, kokularını, konuşma biçimini ve toprağa sinmiş hikâyelerini canlı karakterlerin hayatlarıyla bir araya getiriyor. Aşkın, törenin, şiddetin, emeğin, göçün, kaybın ve bağışlanmanın iç içe geçtiği Muratpaşalı, insanın geçmişinden gerçekten uzaklaşıp uzaklaşamayacağını soruyor. Çünkü bazı yaralar insanı toprağından koparır; bazılarıysa ona eve dönmenin yolunu öğretir.
| Taksit Sayısı | Taksit tutarı | Genel Toplam |
|---|---|---|
| Tek Çekim | 432,00 | 432,00 |
| 2 | 231,12 | 462,24 |
| 3 | 156,96 | 470,88 |
| 6 | 82,80 | 496,80 |
| 9 | 57,60 | 518,40 |
| 12 | 45,36 | 544,32 |