Akro'da unutamadığım anlardan biri gece damda yatmadan önce yıldızları seyretmekti. Sonsuz genişlikteki gökte, sonsuz sayıdaki yıldızı, birbirinden farklı ışıltıları ile izlemek insanda hiçlik, sonsuzluk ve dinginlik duygusu uyandırırdı. Gökteki yıldızların hareketlerini izler, yorumlarda bulunur, bütün bunların mayıştırıcı etkisiyle uykuya dalardık.
Derken bir gün babam beni kamyonuna bindirip Diyarbakır'a götürdü. On Gözlü Köprü'den geçişimizi hatırlıyorum. Bir masal dünyasındaydım sanki. Dağkapı'da tepsiler üzerinde satılan tatlıların mis gibi kokusu bugün gibi burnumda. Yaldızlı mağazalar, göz kamaştırıcı vitrinler beni mest ediyordu. Taşlarla döşenmiş güzelim sokakları, cıvıl cıvıl kaynayan caddeleri, eşi görülmemiş surlarıyla Diyarbakır beni içine alıp yutmuştu. Her şey bir rüya gibi geliyordu bana, ama gerçekti.
Çocukluğumda bana dağ gibi büyük ve güçlü görünen babam karşımda oturmuş ağlıyordu. Gözyaşları yanaklarından süzülerek aşağı doğru akıyordu. Bu, onun ağladığına tanık olduğum ikinci andı. İlkin, Lice depreminde evinden sekiz can kaybeden ağabeyi Tahir Bozyel'i Akro'dan uğurlarken görmüştüm; şimdi ise cezaevinde oluşuma ağlıyordu.
1975'li yıllar Kürt halkının ulusal kimliğini keşfedip etrafında kenetlendiği bir dönem oldu. Bunun anlamı şuydu, düne kadar hor görülen, hiçe sayılan, parya muamelesi gören Kürtler, ulusal bir kimlik ediniyor, bu kimlik etrafında siyasi bir aktöre, irade sahibi bir özneye dönüşüyordu.
Diyarbakır 5 Nolu zindanının en karanlık anında düşündüğüm tek nokta düşmanın heveslerini kursaklarında bırakmak, partimin ve halkımın onurunu ayakta tutmaktı. Bunu alnımın akıyla başardım.
Akro'da unutamadığım anlardan biri gece damda yatmadan önce yıldızları seyretmekti. Sonsuz genişlikteki gökte, sonsuz sayıdaki yıldızı, birbirinden farklı ışıltıları ile izlemek insanda hiçlik, sonsuzluk ve dinginlik duygusu uyandırırdı. Gökteki yıldızların hareketlerini izler, yorumlarda bulunur, bütün bunların mayıştırıcı etkisiyle uykuya dalardık.
Derken bir gün babam beni kamyonuna bindirip Diyarbakır'a götürdü. On Gözlü Köprü'den geçişimizi hatırlıyorum. Bir masal dünyasındaydım sanki. Dağkapı'da tepsiler üzerinde satılan tatlıların mis gibi kokusu bugün gibi burnumda. Yaldızlı mağazalar, göz kamaştırıcı vitrinler beni mest ediyordu. Taşlarla döşenmiş güzelim sokakları, cıvıl cıvıl kaynayan caddeleri, eşi görülmemiş surlarıyla Diyarbakır beni içine alıp yutmuştu. Her şey bir rüya gibi geliyordu bana, ama gerçekti.
Çocukluğumda bana dağ gibi büyük ve güçlü görünen babam karşımda oturmuş ağlıyordu. Gözyaşları yanaklarından süzülerek aşağı doğru akıyordu. Bu, onun ağladığına tanık olduğum ikinci andı. İlkin, Lice depreminde evinden sekiz can kaybeden ağabeyi Tahir Bozyel'i Akro'dan uğurlarken görmüştüm; şimdi ise cezaevinde oluşuma ağlıyordu.
1975'li yıllar Kürt halkının ulusal kimliğini keşfedip etrafında kenetlendiği bir dönem oldu. Bunun anlamı şuydu, düne kadar hor görülen, hiçe sayılan, parya muamelesi gören Kürtler, ulusal bir kimlik ediniyor, bu kimlik etrafında siyasi bir aktöre, irade sahibi bir özneye dönüşüyordu.
Diyarbakır 5 Nolu zindanının en karanlık anında düşündüğüm tek nokta düşmanın heveslerini kursaklarında bırakmak, partimin ve halkımın onurunu ayakta tutmaktı. Bunu alnımın akıyla başardım.
| Taksit Sayısı | Taksit tutarı | Genel Toplam |
|---|---|---|
| Tek Çekim | 675,00 | 675,00 |
| 2 | 361,13 | 722,25 |
| 3 | 245,25 | 735,75 |
| 6 | 129,38 | 776,25 |
| 9 | 90,00 | 810,00 |
| 12 | 70,88 | 850,50 |