Çağdaş tragedya artık ne Antik Yunan’daki tanrılarla ne de Shakespeare dönemindeki krallarla ilgilidir; modern ve post-modern bireyin kaderle, sistemle ve kendisiyle çarpışmasıyla ilgilidir. Tragedya’da tanrılar, krallar, halk ve suç bir aradadır. Oidipus gözlerini oyarken yalnız kendini değil, insanlığın içgörüsünü de kör eder. Çünkü trajik kahraman, suçun içinde bilgeliğe yaklaşır; acı, onun için bir cezadan çok bilginin bedelidir. Post-modern toplumda ise bireysel kimlik acıyı, cezayı yok sayar, hazza yönelir. Apolloncu ölçü yitirilir, Dionysosçu taşkınlık yükselir. Apolloncu ölçü biçim ve sınırı, Dionysosçu taşkınlık ise yıkımı temsil eder. Modern çağ, tragedyanın mezarını süsledi. Artık tanrılar yoktu; kaderin yerini sistemler, mitlerin yerini makineler almıştı. Kral Oidipus’un yerini bürokrat Josef K, Antigone’nin yerini sistemle boğuşan yalnız yurttaş aldı. Beckett’in Godot’yu Beklerken’inde kimse kör olmaz çünkü kimse artık görmek istemez. Camus’nün Sisifos’u sırtlandığı taşı taşımaya devam eder; ama bu taş artık bir kader değil, absürt bir görevdir. Tragedya ölür, trajik duyu yaşamaya devam eder. Tragedya ölür, sessiz çoğunluk doğar, sahne kararır, koro susar, trajik bilinç çöküşü, post-modern modern dünyanın trajedinin parodisi oyunun yerini alır.
Kimliğin dijital ölümsüzlük kimliği olarak yeniden tanımlanması, hatta kimliksizliğin eksikliği -her ne kadar kabul görmese de- boşluk, eksiklik anlamına gelmez. Sadece kimliğin taşımakla yükümlü olduğu etiketlerden, toplumsal cinsiyet rolünden, aidiyetlerden kurtulması kimliksizliği kimlik edinmek olarak yorumlanabilir. Kiniklerde ve Diyojen’de olduğu gibi kimlik olgusu kimliksizliğini kimlik oluşuyla durağan / sabit olmanın ötesine geçerek hiç kimse olarak her şey olma eğilimini taşır. Kimliksizlik, kimliğin reddidir; cinsiyetçiliğin, ideolojinin… Cennet’te ya da Cehennem’de olmayı reddeden kimliksizlik kimliği Araf’ta olmaktır; siyahı ya da beyazı yeğlemekten öte gri alanda özgür olmaktır. Kimliksiz olmak görünmez olmayı gerektirir ancak bir ütopyadır. Yaygın söylemin aksine parmak izi, yüz tanıma ve sosyal kredi sistemlerinin olduğu bir dünyada, kimliksizlik belki ütopya olarak iyidir ancak gerçeklikten uzaktır. Kimlik Modern dünyada devletin ve sermayenin bizi denetlemesi için kullandığı en büyük araçtır. Devletin ve sermayenin var olduğu bir dünyada kimliksizlik / görünmezlik bir bilimkurgu olmanın dışında bir şey değildir.
Geleceğin evrensel kimliği, yerel kimlikleri yok etmek yerine onları içselleştirmek olmalıdır. Gelecekte kimliği belirleyecek olan genetik değil bilgidir. Her birey kimliği diğer argümanların yanı sıra sadece insana özgü olduğu için eşit ahlaki değere sahiptir.
Çağdaş tragedya artık ne Antik Yunan’daki tanrılarla ne de Shakespeare dönemindeki krallarla ilgilidir; modern ve post-modern bireyin kaderle, sistemle ve kendisiyle çarpışmasıyla ilgilidir. Tragedya’da tanrılar, krallar, halk ve suç bir aradadır. Oidipus gözlerini oyarken yalnız kendini değil, insanlığın içgörüsünü de kör eder. Çünkü trajik kahraman, suçun içinde bilgeliğe yaklaşır; acı, onun için bir cezadan çok bilginin bedelidir. Post-modern toplumda ise bireysel kimlik acıyı, cezayı yok sayar, hazza yönelir. Apolloncu ölçü yitirilir, Dionysosçu taşkınlık yükselir. Apolloncu ölçü biçim ve sınırı, Dionysosçu taşkınlık ise yıkımı temsil eder. Modern çağ, tragedyanın mezarını süsledi. Artık tanrılar yoktu; kaderin yerini sistemler, mitlerin yerini makineler almıştı. Kral Oidipus’un yerini bürokrat Josef K, Antigone’nin yerini sistemle boğuşan yalnız yurttaş aldı. Beckett’in Godot’yu Beklerken’inde kimse kör olmaz çünkü kimse artık görmek istemez. Camus’nün Sisifos’u sırtlandığı taşı taşımaya devam eder; ama bu taş artık bir kader değil, absürt bir görevdir. Tragedya ölür, trajik duyu yaşamaya devam eder. Tragedya ölür, sessiz çoğunluk doğar, sahne kararır, koro susar, trajik bilinç çöküşü, post-modern modern dünyanın trajedinin parodisi oyunun yerini alır.
Kimliğin dijital ölümsüzlük kimliği olarak yeniden tanımlanması, hatta kimliksizliğin eksikliği -her ne kadar kabul görmese de- boşluk, eksiklik anlamına gelmez. Sadece kimliğin taşımakla yükümlü olduğu etiketlerden, toplumsal cinsiyet rolünden, aidiyetlerden kurtulması kimliksizliği kimlik edinmek olarak yorumlanabilir. Kiniklerde ve Diyojen’de olduğu gibi kimlik olgusu kimliksizliğini kimlik oluşuyla durağan / sabit olmanın ötesine geçerek hiç kimse olarak her şey olma eğilimini taşır. Kimliksizlik, kimliğin reddidir; cinsiyetçiliğin, ideolojinin… Cennet’te ya da Cehennem’de olmayı reddeden kimliksizlik kimliği Araf’ta olmaktır; siyahı ya da beyazı yeğlemekten öte gri alanda özgür olmaktır. Kimliksiz olmak görünmez olmayı gerektirir ancak bir ütopyadır. Yaygın söylemin aksine parmak izi, yüz tanıma ve sosyal kredi sistemlerinin olduğu bir dünyada, kimliksizlik belki ütopya olarak iyidir ancak gerçeklikten uzaktır. Kimlik Modern dünyada devletin ve sermayenin bizi denetlemesi için kullandığı en büyük araçtır. Devletin ve sermayenin var olduğu bir dünyada kimliksizlik / görünmezlik bir bilimkurgu olmanın dışında bir şey değildir.
Geleceğin evrensel kimliği, yerel kimlikleri yok etmek yerine onları içselleştirmek olmalıdır. Gelecekte kimliği belirleyecek olan genetik değil bilgidir. Her birey kimliği diğer argümanların yanı sıra sadece insana özgü olduğu için eşit ahlaki değere sahiptir.
| Taksit Sayısı | Taksit tutarı | Genel Toplam |
|---|---|---|
| Tek Çekim | 375,00 | 375,00 |
| 2 | 200,63 | 401,25 |
| 3 | 136,25 | 408,75 |
| 6 | 71,88 | 431,25 |
| 9 | 50,00 | 450,00 |
| 12 | 39,38 | 472,50 |