Kadavra Sanatı, Aylin Aksoy’un erken modern Avrupa’da anatominin yalnızca bilimsel bir uygulama değil, aynı zamanda güçlü bir görsel temsil, otorite ve kültürel sahneleme pratiği olduğunu ortaya koyan çarpıcı ve özgün bir çalışmadır. 17. yüzyıl Hollanda’sının anatomi derslerini, cerrahlar loncasının ritüellerini ve diseksiyonların sanatsal tasvirlerini mercek altına alan bu kitap; tıp tarihi ile sanat tarihini aynı potada birleştiren disiplinler arası bir okuma sunar. Amsterdam Cerrahlar Loncası’ndan Rembrandt’ın “Dr. Tulp’un Anatomi Dersi” tablosuna; Mierevelt, De Keyser ve Ruysch’un kadavrayı merkezine alan kompozisyonlarından, diseksiyonların töreni andıran düzenini yansıtan anatomi tiyatrolarına uzanan geniş anlatı, bedenin nasıl hem bir bilgi nesnesi hem de görsel bir otorite sahnesi hâline geldiğini gösterir. Bu sahnelerde kadavra, açılmış bir bedenden çok daha fazlasıdır: bilginin yönünü tayin eden, iktidarın sessiz yüzünü görünür kılan ve temsilin estetik sınırlarını belirleyen bir odak olarak belirir. Her gölge, her ışık izi ve her duruş, erken modern dünyanın ölümü, bilgiyi ve sahnelenmiş hakikati nasıl kavradığına dair derin bir estetik süreklilik taşır. Figürlerin bakışları, gölgelerin ritmi ve ışığın seçtiği yüzeyler; bilimin soğuk disiplini ile sanatın durdurulamaz sezgisinin iç içe geçtiği bir sahneyi kurar. Kadavra Sanatı, okuru bu sahnenin tam ortasına davet eder: bilginin nasıl gösteriye dönüştüğünü, ölümün nasıl anlam kazandığını ve bedenin nasıl bir epistemik aynaya dönüştüğünü görmeye… Bu kitap, yalnızca tarihe değil bedenin, bakışın ve temsilin derin sessizliğine kulak vermek isteyen herkes için bir keşif yolculuğudur.
Kadavra Sanatı, Aylin Aksoy’un erken modern Avrupa’da anatominin yalnızca bilimsel bir uygulama değil, aynı zamanda güçlü bir görsel temsil, otorite ve kültürel sahneleme pratiği olduğunu ortaya koyan çarpıcı ve özgün bir çalışmadır. 17. yüzyıl Hollanda’sının anatomi derslerini, cerrahlar loncasının ritüellerini ve diseksiyonların sanatsal tasvirlerini mercek altına alan bu kitap; tıp tarihi ile sanat tarihini aynı potada birleştiren disiplinler arası bir okuma sunar. Amsterdam Cerrahlar Loncası’ndan Rembrandt’ın “Dr. Tulp’un Anatomi Dersi” tablosuna; Mierevelt, De Keyser ve Ruysch’un kadavrayı merkezine alan kompozisyonlarından, diseksiyonların töreni andıran düzenini yansıtan anatomi tiyatrolarına uzanan geniş anlatı, bedenin nasıl hem bir bilgi nesnesi hem de görsel bir otorite sahnesi hâline geldiğini gösterir. Bu sahnelerde kadavra, açılmış bir bedenden çok daha fazlasıdır: bilginin yönünü tayin eden, iktidarın sessiz yüzünü görünür kılan ve temsilin estetik sınırlarını belirleyen bir odak olarak belirir. Her gölge, her ışık izi ve her duruş, erken modern dünyanın ölümü, bilgiyi ve sahnelenmiş hakikati nasıl kavradığına dair derin bir estetik süreklilik taşır. Figürlerin bakışları, gölgelerin ritmi ve ışığın seçtiği yüzeyler; bilimin soğuk disiplini ile sanatın durdurulamaz sezgisinin iç içe geçtiği bir sahneyi kurar. Kadavra Sanatı, okuru bu sahnenin tam ortasına davet eder: bilginin nasıl gösteriye dönüştüğünü, ölümün nasıl anlam kazandığını ve bedenin nasıl bir epistemik aynaya dönüştüğünü görmeye… Bu kitap, yalnızca tarihe değil bedenin, bakışın ve temsilin derin sessizliğine kulak vermek isteyen herkes için bir keşif yolculuğudur.
| Taksit Sayısı | Taksit tutarı | Genel Toplam |
|---|---|---|
| Tek Çekim | 243,60 | 243,60 |
| 2 | 130,33 | 260,65 |
| 3 | 88,51 | 265,52 |
| 6 | 46,69 | 280,14 |
| 9 | 32,48 | 292,32 |
| 12 | 25,58 | 306,94 |