Bazı insanlar hayatları boyunca seslerini yükseltmez. Bağırmazlar. Talep etmezler. Sadece dayanırlar. Dilek
Ağacı Değilsin, dört duvar arasında kalan hayatları, yarım sanılan ama çoktan tamamlanmış ilişkileri, şehirden adaya kaçan yorgun erkekleri, saçları hiç okşanmamış kadınları ve insanın en çok kendisine borçlandığı anları anlatan öykülerden oluşuyor. Bu kitapta kahramanlar büyük cümleler kurmaz. Onlar daha çok susar. Çünkü bazı suskunluklar, bütün açıklamalardan daha ağırdır. Kapadokya’da bir taşın üzerine uzanıp hayata yeniden tutunan bir kadın, Beşiktaş’ta dört duvar arasında kendi çöküşünü yaşayan bir adam, kapı zillerine bile yabancılaşmış eski bir dostluk ve adalara doğru giden vapurlarda kendinden kaçarken kendini bulan insanlar… Her öyküde ortak bir his dolaşır: İnsan, başkalarının dileklerini taşımak zorunda değildir. “Senin üzerine dilek adayıp, çaput bağlamalarına izin verme…” diyen bu metinler, okuru yargılamaz. Yol göstermez.
Teselli etmez. Sadece aynayı tutar. Ömür Kardaş, gündelik hayatın içinden çekip aldığı karakterlerle, okuru yüksek sesle değil, fısıltıyla sarsan bir anlatı kuruyor. Bu öyküler bittiğinde insan şunu fark ediyor: Bazı kitaplar okunmaz, insanın içine yerleşir.
Bazı insanlar hayatları boyunca seslerini yükseltmez. Bağırmazlar. Talep etmezler. Sadece dayanırlar. Dilek
Ağacı Değilsin, dört duvar arasında kalan hayatları, yarım sanılan ama çoktan tamamlanmış ilişkileri, şehirden adaya kaçan yorgun erkekleri, saçları hiç okşanmamış kadınları ve insanın en çok kendisine borçlandığı anları anlatan öykülerden oluşuyor. Bu kitapta kahramanlar büyük cümleler kurmaz. Onlar daha çok susar. Çünkü bazı suskunluklar, bütün açıklamalardan daha ağırdır. Kapadokya’da bir taşın üzerine uzanıp hayata yeniden tutunan bir kadın, Beşiktaş’ta dört duvar arasında kendi çöküşünü yaşayan bir adam, kapı zillerine bile yabancılaşmış eski bir dostluk ve adalara doğru giden vapurlarda kendinden kaçarken kendini bulan insanlar… Her öyküde ortak bir his dolaşır: İnsan, başkalarının dileklerini taşımak zorunda değildir. “Senin üzerine dilek adayıp, çaput bağlamalarına izin verme…” diyen bu metinler, okuru yargılamaz. Yol göstermez.
Teselli etmez. Sadece aynayı tutar. Ömür Kardaş, gündelik hayatın içinden çekip aldığı karakterlerle, okuru yüksek sesle değil, fısıltıyla sarsan bir anlatı kuruyor. Bu öyküler bittiğinde insan şunu fark ediyor: Bazı kitaplar okunmaz, insanın içine yerleşir.
| Taksit Sayısı | Taksit tutarı | Genel Toplam |
|---|---|---|
| Tek Çekim | 120,00 | 120,00 |
| 2 | 64,20 | 128,40 |
| 3 | 43,60 | 130,80 |
| 6 | 23,00 | 138,00 |
| 9 | 16,00 | 144,00 |
| 12 | 12,60 | 151,20 |