“Yaşamın yaramaz çocukları az sonra yeniden ve yeniden sergileyecekler hünerlerini. Huysuzluk yapacaklar, bozgunculuk. Herkes farklı bir yöne bakacak, başka bir yola gidecek. Yaşamın özünde tam da bu var. Kader, bunu bir tek sen bilirdin ama söylemezdin. İyi bir hikâyeyi yazan iyi bir yazar gibi bilirdin de susardın. Sonuna dek, sonuna dek.”
Keder, ansızın üç insan boyunda, acımasız tsunami dalgaları gibi köpürerek gelen bir duygudur; Kutlu ise bu dev dalgaların ortasında yüzmeyi öğrenen on altı yaşında bir genç. Erkekliğin kırılganlığıyla örülmüş annesiz bir evde büyür. Büyürken hayatı anlamaya, anlamlandırmaya uğraşır. Tüm hayal kırıklıklarına, imkânsız aşklara ve etrafındaki insanların kötümserliğine rağmen kendi eksik hikâyesine tutunur.
Burada kalmak bir seçimden ibaret değildir onun için. Şehrin kalbinin attığı yerde, Ankara’nın Kumrular’ında en az dedesi yaşındaki kestane ağaçlarının altında yürürken; havaya asılı kavrulmuş kahve ve sarı leblebi kokusunda bulur o güven veren sakinliği. Çevresindeki yetişkinlerin yarım kalmış hayatlarına, ağabeyi Kutsal’ın entelektüel buhranlarına, arkadaşı Erdem’in iflah olmaz kötümserliğine ve Suna Teyzenin dinmeyen öfkesine inat, o hep “iyimser” kalmayı seçer. Çünkü Kutlu için uzaklara kaçarak kurtulmak bir yanılgıdır. O, kendi küçük dairesini başladığı yerde tamamlamayı istemektedir.
Sibel K. Türker, kederi bir mikroba, soğuğu bir tanrıya, çaresizliği ise evlerin içine sıkışmış bir mahremiyete dönüştürdüğü Burada Kalmak’ta, gitmenin bir yere varmak değil bir yerden kopmak olduğunu hatırlatıyor.
“Yaşamın yaramaz çocukları az sonra yeniden ve yeniden sergileyecekler hünerlerini. Huysuzluk yapacaklar, bozgunculuk. Herkes farklı bir yöne bakacak, başka bir yola gidecek. Yaşamın özünde tam da bu var. Kader, bunu bir tek sen bilirdin ama söylemezdin. İyi bir hikâyeyi yazan iyi bir yazar gibi bilirdin de susardın. Sonuna dek, sonuna dek.”
Keder, ansızın üç insan boyunda, acımasız tsunami dalgaları gibi köpürerek gelen bir duygudur; Kutlu ise bu dev dalgaların ortasında yüzmeyi öğrenen on altı yaşında bir genç. Erkekliğin kırılganlığıyla örülmüş annesiz bir evde büyür. Büyürken hayatı anlamaya, anlamlandırmaya uğraşır. Tüm hayal kırıklıklarına, imkânsız aşklara ve etrafındaki insanların kötümserliğine rağmen kendi eksik hikâyesine tutunur.
Burada kalmak bir seçimden ibaret değildir onun için. Şehrin kalbinin attığı yerde, Ankara’nın Kumrular’ında en az dedesi yaşındaki kestane ağaçlarının altında yürürken; havaya asılı kavrulmuş kahve ve sarı leblebi kokusunda bulur o güven veren sakinliği. Çevresindeki yetişkinlerin yarım kalmış hayatlarına, ağabeyi Kutsal’ın entelektüel buhranlarına, arkadaşı Erdem’in iflah olmaz kötümserliğine ve Suna Teyzenin dinmeyen öfkesine inat, o hep “iyimser” kalmayı seçer. Çünkü Kutlu için uzaklara kaçarak kurtulmak bir yanılgıdır. O, kendi küçük dairesini başladığı yerde tamamlamayı istemektedir.
Sibel K. Türker, kederi bir mikroba, soğuğu bir tanrıya, çaresizliği ise evlerin içine sıkışmış bir mahremiyete dönüştürdüğü Burada Kalmak’ta, gitmenin bir yere varmak değil bir yerden kopmak olduğunu hatırlatıyor.
| Taksit Sayısı | Taksit tutarı | Genel Toplam |
|---|---|---|
| Tek Çekim | 228,00 | 228,00 |
| 2 | 121,98 | 243,96 |
| 3 | 82,84 | 248,52 |
| 6 | 43,70 | 262,20 |
| 9 | 30,40 | 273,60 |
| 12 | 23,94 | 287,28 |