10 Saniye Erguvan, doğumun ilk çığlığından insanın kendi hakikatiyle karşılaştığı son ana kadar uzanan şiirsel ve felsefi bir iç yolculuk anlatıyor.
Roman, çocukluğun kırık aynaları, isli lambaları, duvar çatlakları ve dilsiz dervişleri arasından büyüyen bir "gönül cambazı"nın dünyayı anlamlandırma çabasını merkezine alıyor.
Okur, kahramanın mektebin katı düzeniyle, toplumun tek tipleştiren diliyle ve kendisine hazır biçimde sunulan hayatla hesaplaşmasına adım adım tanıklık ediyor.
Eski bir kitapçıda başlayan karşılaşma ise romanı bambaşka bir yere taşıyor ve isimsiz bir kadın, eksik sayfalı bir kitap üzerinden yavaş yavaş "Erguvan"a dönüşüyor. Kitapların, mektupların, çay bardaklarının, saç tellerinin ve kırık aynanın eşlik ettiği bu aşk, klasik bir aşk hikâyesinden çok iki insanın kendi iç dünyalarında kurdukları gizli bir ülkeye benziyor. Fakat 10 Saniye Erguvan, aşkı yalnızca kavuşmanın mutluluğunda değil, ayrılığın insanda açtığı uçurumda ve o uçurumdan doğan yeni anlamlarda da arıyor.
Erguvan'ın geride bıraktığı mektup ve kurutulmuş çiçek, sevmenin bazen sahip olmak değil, gitmesine rağmen bir insanın ruhunda yaşamaya devam etmek olduğunu hatırlatıyor.
Roman ilerledikçe okur aşkın, zamanın, ölümün, kimliğin ve "hiç kimse" olmanın anlamıyla karşı karşıya kalıyor; anlatıcının kişisel hikâyesi giderek herkesin kendinden bir parça bulabileceği bir varoluş sorgusuna dönüşüyor.
Şiirle düzyazı arasında dolaşan dili, tekrar eden güçlü simgeleri ve "bir ömür gerçekten kaç saniyedir?" sorusuyla 10 Saniye Erguvan, yalnızca okunacak değil, altı çizilecek ve dönüp yeniden düşünülecek bir roman olmayı hedefliyor.
Çünkü bazı kitaplar bize bir hikâye anlatırken, bazıları kapağını kapattığımızda sessizce şu soruyu bırakır: Ya bütün bir ömür, uyanmadan önce gördüğümüz on saniyelik bir rüyaysa?
10 Saniye Erguvan, doğumun ilk çığlığından insanın kendi hakikatiyle karşılaştığı son ana kadar uzanan şiirsel ve felsefi bir iç yolculuk anlatıyor.
Roman, çocukluğun kırık aynaları, isli lambaları, duvar çatlakları ve dilsiz dervişleri arasından büyüyen bir "gönül cambazı"nın dünyayı anlamlandırma çabasını merkezine alıyor.
Okur, kahramanın mektebin katı düzeniyle, toplumun tek tipleştiren diliyle ve kendisine hazır biçimde sunulan hayatla hesaplaşmasına adım adım tanıklık ediyor.
Eski bir kitapçıda başlayan karşılaşma ise romanı bambaşka bir yere taşıyor ve isimsiz bir kadın, eksik sayfalı bir kitap üzerinden yavaş yavaş "Erguvan"a dönüşüyor. Kitapların, mektupların, çay bardaklarının, saç tellerinin ve kırık aynanın eşlik ettiği bu aşk, klasik bir aşk hikâyesinden çok iki insanın kendi iç dünyalarında kurdukları gizli bir ülkeye benziyor. Fakat 10 Saniye Erguvan, aşkı yalnızca kavuşmanın mutluluğunda değil, ayrılığın insanda açtığı uçurumda ve o uçurumdan doğan yeni anlamlarda da arıyor.
Erguvan'ın geride bıraktığı mektup ve kurutulmuş çiçek, sevmenin bazen sahip olmak değil, gitmesine rağmen bir insanın ruhunda yaşamaya devam etmek olduğunu hatırlatıyor.
Roman ilerledikçe okur aşkın, zamanın, ölümün, kimliğin ve "hiç kimse" olmanın anlamıyla karşı karşıya kalıyor; anlatıcının kişisel hikâyesi giderek herkesin kendinden bir parça bulabileceği bir varoluş sorgusuna dönüşüyor.
Şiirle düzyazı arasında dolaşan dili, tekrar eden güçlü simgeleri ve "bir ömür gerçekten kaç saniyedir?" sorusuyla 10 Saniye Erguvan, yalnızca okunacak değil, altı çizilecek ve dönüp yeniden düşünülecek bir roman olmayı hedefliyor.
Çünkü bazı kitaplar bize bir hikâye anlatırken, bazıları kapağını kapattığımızda sessizce şu soruyu bırakır: Ya bütün bir ömür, uyanmadan önce gördüğümüz on saniyelik bir rüyaysa?
| Taksit Sayısı | Taksit tutarı | Genel Toplam |
|---|---|---|
| Tek Çekim | 187,50 | 187,50 |
| 2 | 100,31 | 200,63 |
| 3 | 68,13 | 204,38 |
| 6 | 35,94 | 215,63 |
| 9 | 25,00 | 225,00 |
| 12 | 19,69 | 236,25 |